HAMBURG-ER / Rehber Alex
A A A

HAMBURG-ER YANİ HAMBURG’A AİT !

Free and Hanseatic City of Hamburg yani “Bağımsız Hansa Şehri Hamburg”, Almanya’nın Berlin’den sonraki 2. büyük kenti, nüfus yaklaşık 1.8 Milyon. Almanya’nın en büyük limanı, dünyaya açılan kapısı ve 16 eyaletinden birisi. Bir ulaşım ve ticaret metropolü. Dünyanın en büyük 7., Avrupa’nın ise en büyük 2. konteyner limanı. Kuzey Denizi’nden 120 km içeride, Elbe Nehri üzerinde kurulmuş olan dev Hamburg Limanı, Kuzey ve Doğu Avrupa ticaretinin merkezi dağıtım noktası. Özellikle sanatçıların yaşamayı tercih ettiği şehrin festival ve etkinlikleri dışında sahip olduğu çok büyük limanı sayesinde her yıl binlerce turist buraya geliyor. Benim tavsiye edeceğim ziyaret zamanı Mayıs-Eylül ayları arasında olan Hamburg, Noel döneminde kurulan Noel pazarları ile de cazipleşiyor. 

 

Şimdi gelelim ana vatanı diye bilinen Hamburger’in konusuna; Hamburglu bir aşçı eti ucuzlatmak için tuz, biber ve soğan ilave eder, bu eti pişirerek servise sunar ve ona ‘Hamburg’a ait’ anlamında hamburger adını verir. 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri Amerika’ya gittiklerinde bu eti oraya taşırlar ve Hamburger burada daha da popüler olur ve dünyada vazgeçilmezler arasında yerini alır. Şimdi sıkı durun; Hamburger’in esas vatanı Tataristan desem şaşırmaz mıydınız? Olayı bir de şe şekilde dinleyin: Bir zamanlar savaşçı Tatar atlıları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eyerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfediyorlar. Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin olması sebebi ile bu etin dayanıklılığını arttırmak için ona tuz, biber ve soğan da ilave ediyorlar ve sonunda bugünkü bilinen ‘Tatar Bifteği’ ortaya çıkıyor.  Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacı ile gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında bu Tatar Bifteği’ni görüyor ve Almanya’ya getirerek Hamburg Bifteği olarak sunuyor. Şimdi artık hangi hikâyeye inanmak isterseniz o size kalmış ama gerçek olan bir şey var ki şimdilerde hazır buraya gelmişken şöyle güzel bir hamburger yiyeyim derseniz öyle hayalinizdeki gibi bir şey beklemeyin diyebilirim. Ama yine de gelmişken denemenizde fayda var.

 

Şehrin en önemli bölgelerine bakarsak; ilk olarak şehrin tam merkezi diyebileceğimiz Altstadt bölgesi, pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Eski Şehir; tarihi binaları, hareketli ve canlı yapısı, şehrin gezi ve alışveriş adreslerine yürüyüş mesafesinde olmasıyla çok tercih edilen bölgelerden. Ama tabii bu durum otel fiyatlarını ve doluluk oranını da biraz yükseltiyor. Ancak araç kullanmadan ve zaman kaybetmeden her yeri kolayca gezmenizi sağlıyor. 

 

Romantik Harvestehudebölgesi; Hamburg şehir merkezinin kuzeyinde yer alan ve yapısal açıdan lüks villalar ile dolu. Kanal kenarında yer alması ve doğal güzellikleri ile oldukça romantik olan bölgede gezmek gerçekten keyifli. Burada az ama şık otel seçeneği bulabilirsiniz.

 

Rotherbaum ise üniversitenin de yer aldığı, şehir merkezinin hafif kuzeyinde kalan ve Hamburg’da öğrenci bölgesi olarak adlandırabileceğimiz keyifli bir ortam sunuyor. Kitapçılar, barlar, sinemalar ve sanat evleri ile oldukça canlı bir bölge. 

 

HafenCity, Hamburg’un bu bölgesiAvrupa’da gerçekleştirilen en büyük kentsel dönüşüm projelerinden biri olma özelliği taşıyor. Eski rıhtımların, depoların ve diğer endüstriyel yapıların modern yaşam alanlarına dönüştürülmesinin amaçlandığı proje, 2003 yılında hayata geçirilmiş. Geçmişi gelecekle bir araya getirme mottosunu taşıyan çalışmalar, kimi bölgelerde hala devam ediyor. HafenCity’de görebileceğiniz yerler Elbphilharmonie, Miniatur Wunderland ve International Maritimes Museum ile sınırlı değil. Dilerseniz HafenCity InfoCenter’a gidip bölge hakkında en doğru bilgileri edinebilirsiniz. Magellan-Terrassen da fotoğraf çekebilir sonrasında sosyalleşmek ve bir şeyler yemek içmek için Überseeboulevard’a gidebilirsiniz. Adrenalin dolu, değişik bir deneyim yaşamak istiyorsanız modern korku tüneli olarak tanımlanan ve eski yaşanmış korku dolu hikayelerin canlandırıldığı Hamburg Dungeon‘a gidebilirsiniz.

 

St. Georg,Merkez İstasyon’un ve şehir merkezinin kuzeydoğusunda yer alıyor. Hamburg’un özgürlükçü ve şık bölgesidir. Yaz aylarında sokaklar alışveriş yapan, sohbet eden, kahve içen, yürüyüş yapan veya Lange Reihe caddesindeki birçok sanat sergilerinden birine giden insanlarla doludur.

 

Şimdi de gelelim gezilecek yerlere: ilk sıraya Rathausmarkt & Belediye Binası‘nı koyabilirim. Eski Şehir bölgesindeki bu binanın görkemli mimarisi ve bulunduğu meydanın canlı atmosferi, böyle bir öneride bulunmamın ana nedenleri. Göz alıcı güzelliğe sahip Rathausmarkt, her daim canlı atmosferini bünyesinde barındırdığı alıveriş olanaklarına borçlu. Burada ayrıca birçok kafe ve restoran da bulunuyor. Barok mimarisi ile gezginlerin hayranlığını kazanan ve meydana adını veren Hamburg Belediye Binası ise 1886-1897 yılları arasında inşa edilmiş ve yerel parlamentonun oturumlarının gerçekleştirildiği dev yapı, günümüzde halka açık konser ve sergi organizasyonlarına da ev sahipliği yapıyor. 17 bin metrekarelik alanı kaplayan belediye binasını gezebileceğiniz gibi dışarıdan da seyredip keyif alabilirsiniz. Burayı gördükten sonra meşhur alış veriş caddesi Mönckebergstrasse sadece 500 metre ileride. Hamburg belediye başkanlığı yapmış Johann Georg Mönckeberg’in adıyla anılıyor. 800 metre uzunluğundaki yol, Hauptbahnhof ile Rathausmarkt arasındaki ulaşımı da sağlıyor. Mönckebergstrasse’de zaman geçirmek için önce dünya çapında popüler markalara ait mağazaları dolaşabilir sonra da alışveriş merkezlerine yoğunlaşabilirsiniz. Tabii bu arada St. Pedri ve St. Jacobi kiliseleri gibi mimari açıdan öne çıkan yapılara da vakit ayırabilirsiniz.

 

Gezilecek yerler ikinci sırasına ise hiç düşünmeden Fischmarkt yani Balık Pazarını koyabilirim. Pazar günleri kurulan pazarı, bir günde ortalama 70 bine yakın insan ziyaret ediyor. Elbe Nehri kıyısında konuklarını ağırlayan pazar alanının adı deniz ürünleri ile özdeşleşmiş olmasına rağmen burada meyve-sebze ve hatta giyim ürünlerinin satışı da yapılıyor. Balık Pazarı‘nın kurulduğu alan, eğlence tutkunları için farklı bir anlam ifade ediyor. Çünkü buradaki alternatif gece kulüpleri, cumartesi 00.00’dan itibaren konuklarına sabahın ilk saatlerine kadar süren keyif dolu anlar yaşatıyor. Tabii sonrasında bu mekânlardan çıkan gençler, karınlarını doyurmak için soluğu pazarda alıyor. Aileler ise buraya sabah erken saatlerde gelmeyi tercih ediyor. Pazara, isterseniz kara yoluyla veya değişiklik olsun derseniz feribot seferlerinden yararlanarak ulaşabilirsiniz.

 

Üçüncü sıraya Miniatur Wunderland‘ı almak istiyorum. Her yaştan gezgini kendisine çekmeyi başaran Miniatur Wunderland’ta tamamı el yapımı 1040 tren bulunuyor. Toplam 1490 metrekare alanda 9250 araba, 4110 bina, 130 bin ağaç ve 385 bin aydınlatma yerleştirilmiş. 21 milyon Euro harcanarak oluşturulan bu eğlence merkezi, başta Hamburg olmak üzere Avusturya, Venedik, Orta Almanya, ABD, İskandinavya gibi bölümlere ayrılmış. Eğlence odaklı tesisin temelleri, 2000 yılında Gerrit ve Frederik Braun tarafından atılmış. 2018’de minyatür parkının dokuzuncu ve şimdilik sonuncu sayılan “İtalya” temalı bölümü ziyarete açılmış. Önümüzdeki 10 yıllık süreçte daha fazla tema alanının inşa edilmesi planlanıyor.

 

Dördüncü sırada Kentte zaman ayırabileceğiniz huzur dolu Alster Gölü. Özellikle hafta sonlarında yerel halkın yoğun ilgi gösterdiği göl, adını Elbe Nehri’nin bir kolundan alıyor.

Birçok kanal ile bağlantısı olan bu göle yaz aylarında gittiğinizde uzun yürüyüşlere çıkabilir, koşabilir ve bisiklete binebilirsiniz. Hatta yakınındaki mekânlardan birine oturup güneşin tadını çıkartabilirsiniz. Bu esnada çevredeki kuğularda dikkatinizi çekecektir. Zamanınız olursa çevreyi daha iyi tanımak adına Alster Gölü’nü kapsayan tekne turlarına katılabilirsiniz. Turlar, genelde Jungfernstieg kıyısındaki duraktan başlıyor. Tabii hazır buraya kadar gelmişken adının dilimizdeki karşılığı “Alster Suyu” olan limonatalı biranın tadına bakabilirsiniz.

 

Beşinci sırada Hamburg Limanı var; Almanya denizciliğinin merkezinde yer alan Hamburg Limanı, sahil yolunu takip ederek veya metro seferlerinden yararlanarak rahatça ulaşabileceğiniz liman bölgesi, günümüzde sadece ticari faaliyetlerle anılmıyor. Burası, aynı zamanda turistik içeriğiyle de bir hayli ziyaretçi çekiyor. Müzeye dönüştürülen gemileri ziyaret etmek dışında bir saatlik tekne turlarına da katılabilirsiniz. Size önerim eğer buraya gelmişseniz 2 saatlik Liman Turu satın alın. 

 

Altıncı sıraya Limandan bahsetmişsen onu şehre bağlayan tüneli Elbe Tunnel’ı koyabiliriz. 426 metre uzunluğa sahip Elbe Tunnel, nehrin güney tarafında kalan Hamburg Limanı’nı kent merkezine bağlamak amacıyla 1911 yılında hizmete alınmış. Yüzeyin 24 metre aşağısında yer alan ve hala kullanımda olan yapı, günün belirli saatlerinde araç trafiğine açılıyor. Yayalar ise bu geçidi herhangi bir zaman kısıtlaması olmadan rahatça kullanabiliyor. Günümüzde kentin en önemli turistik gezilecek yerlerden birine dönüşen Eski Elbe Tüneli‘nde yürüyerek, siz de farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. Bir yandan nostaljik havayı solurken diğer taraftan seramik eserleri görebilirsiniz. Bu eserlerin büyük kısmı Elbe Nehri ve içerisinde yaşayan canlılardan ilham alınarak oluşturulmuş.

 

Hamburg için gece hayatından ve özellikle St. Pauli’den bahsetmeden olmaz.

Liman şehirleri, kıyıya gelen ve iyi vakit geçiren gezginler ve denizciler sayesinde gece hayatı ile eş anlamlı olmuştur. Hamburg’da da gece hayatı, şehrin önemli kültürel unsurlarından biridir. Almanya’nın en renkli gece hayatına sahip şehirlerinden biri olan Hamburg’da gece hayatının merkezi Saint Pauli’dir. Bu bölgede, Altona ve Neustadt Caddeleri üzerinde bulunan sokaklardaki barlar ve gece kulüplerinden birinde akşamınızı geçirebilirsiniz. Ayrıca Reeperbahn Mahallesi şehrin Red Light District’i olarak tabir edilen semtidir. Reeperbahn'ın kuzeyinde, gün boyunca sanat galerileri ve kafeler olsa da Akşamları Reeperbahn'ın güneyindeki barlar yerli halkla dolmaktadır. Bu bölgede mekanlar genellikle gece saat 1 ile 3 arasında hareketlenmektedir. Schanzenviertel District ise gece hayatının aktığı bir başka bölgedir. Grossneumarkt Caddesi ve Lange Reihe sokakta da barlar ve publar bulunmaktadır.

Dünyaca ünlü müzik gruplarından biri olan The Beatles, ünlerine kavuşmalarını sağlayan ilk performanslarını St. Pauli’deki barlarda sergilemişlerdir. Bu nedenle St. Pauli’de The Beatles’ın heykeli bulunmaktadır. Şehrin genç sokak müzisyenleri bu heykel önünde müzik yapmaktadır. St. Pauli’deki bu meydanı gezebilir ve Beatles grubu ile fotoğraf çekebilirsiniz.

Hamburg merkezindeki belediye binasından 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunan caz barı Cotton Bar, klasik caz şarkıları, uygun fiyatları ile akşamı geçirmek için ideal bir mekandır. Cascadas'da her akşam Soul, Jazz, Latin, Blues ve daha pek çok müzik çalınmaktadır. Jungfernstieg ile Binnenalster'in yakınında bulunan merkez istasyon arasında ki Cascadas Bar, keyifli bir gece geçirmek isteyenler için değerlendirebilecekleri bir tercihtir. Salı ile cumartesi günleri Cascadas'da küçük gruplar müzik yapmaktadır. Müzisyenler hakkında güncel bilgiler ve başlama saatleri Internet sitesinde her zaman bulunabilir. 

Müzikal sevenler ise Stresemansstr’daki gösteri salonundaki gösterilerden birini izleyebilir seyahatlerini bir müzikal ile taçlandırmış olabilirler.

 

Hamburg’un bohem mahallesi St. Pauli’de, illa gündüz gezeceğim derseniz, ikonik yapıları ziyaret ederek de keyifli vakit geçirebilirsiniz. Polisiye filmlerde ve televizyon şovlarında kullanılan polis karakolu Davidwache, büyükler kadar çocukların da ilgisini çeken Hamburg Tarih Müzesi ve Tanzande Türme yani “Dans Eden Kuleler” adını taşıyan ikonik yapı, kentin bu kesiminde sizleri bekliyor. Unutmadan bir de meşhur pazarı var Çarşamba günü, Spielbudenplatz’da kurulan pazarın özünü yemek stantları oluşturuyor. Meydana gittiğinizde ayrıca bira servisi yapılan alanlarda oturup canlı performans sergileyen grupları da dinleyebilirsiniz.

 

Hamburg-er yani Hamburg’a ait turumuzu tamamladık ve bir başka Seyahat Terzisi rotalarında buluşmak üzere diyor ve her zamanki sözlerimle yazıma son veriyorum:

 

Ünlü İskoç atasözü şöyle der: “İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, oysaki yasamadıkça yaşlanırlar.”

 

Lütfen yaşayın, tadını çıkartarak yaşayın. Önce sağlık sonra seyahat…